Konusan Kuran-ı Kerim

Allah Seni Çağırıyo !

Secde Suresi Türkçe Arapça Orjinal

SECDE SURESİ
Sure, Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini dinledikleri zaman Allah’a secde eden ve onu tesbih eden müminlerin bu vasıflarını ihtiva etmesi se­bebiyle “Secde suresi” olarak adlandırılmıştır.
Bundan başka bir secde suresi daha vardır. O da Fussilet suresidir. İki secde suresini birbirinden ayırmak için bu sureye “Medaci” ve “Lokman Secde­si”, Fussilet suresine de “Hâmim Secdesi” denmiştir.
Sure 30 ayettir. Mekke’de, Mü’minûn suresinden sonra inmiştir. 18, 19 ve 20. ayetlerin Medine’de nâzil olduğu da rivayet edilmiştir.
Mushaftaki resmi sırası itibarıyla 32., iniş tarihi bakımından ise 75. suredir.
Câbir’den rivayet edildiğine göre Pey­gamberimiz, Secde ile Tebarake (Mülk) surelerini okumadan uyumazdı.1

Surenin temel konuları:
Kur’an-ı Kerim’in ilahî kelam oluşu ve Hz. Muhammed’in peygamberliğinin hak oluşu,
Allah’a ve ahiret gününe inanmanın gereği,
Allah’ın varlığının, birliğinin ve kudretinin delilleri,
İnsanın yaratılışı,
Müminlerin bazı özellikleri,
Hz. Musa’ya kitap verilmesi,
Müminlerle inkâr edenlerin ahiretteki durum­ları.

Surenin temel mesajları:
-Kur’an-ı Kerim, insanlara doğru yolu göstermek için Yüce Allah tarafından Hz. Muhammed’e indirilmiş gerçek Allah kelamıdır.
-Gökleri ve yeri yaratıp yöneten, gizli açık her şeyi görüp bilen Yüce Allah’tır.
-Allah, her şeyi en güzel şekilde yaratmıştır.
-Allah, insanı en güzel şekilde yaratıp biçimlendirmiş ve kendi ruhundan üflemiştir. Dolayısıyla insan, kutsal bir varlıktır. İnsan, yaratılışındaki bu hikmeti bilmeli ve fıtratına göre yaşamalıdır; kendisini günahlarla kirletmemelidir.
-İnsanı yaratan Allah, onu öldükten sonra diriltmeye de muktedirdir.
-İnkarcılar kıyamette Yüce Allah’ın hu­zurunda gerçeği anlayacaklar; dünyaya tekrar dönmeyi ve inanıp iyi işler yapmayı dileyecekler, fakat onların bu isteği kabul edilmeyecektir. Ahireti yalanlamalarından dolayı ebedî azapla cezalandırılacaklardır.
-Allah’ın ayetlerine gerçekten inanan­lar Allah’a saygılı olurlar; onu överek tes­bih ederler, gecele­yin kalkıp ibadet ederler. Büyüklük taslamazlar, Allah yolunda harcamada bulunurlar. Bunlar, müminlerin özellikleridir.
-Mümin ile fâsık bir değildir. İnanıp yararlı işler yapanlar cennetle ödüllendirileceklerdir. Fasıkların barınağı ise cehennem­dir.
-Allah, inkarcılara bazı uyarıcı belalar gönderir. İnkârcılar bunlardan ders alıp hakka teslim olmalıdırlar.
-Allah’ın buyruğunu işittikten sonra bundan yüz çevirenden daha zalim kimse yoktur.
-Allah, İsrailoğullarına hidayet rehberi olması için Hz. Musa’ya kitap vermiştir. Kur’an da bir hidayet rehberidir.
-İnsan, geçmiş toplumların başlarına gelen­lerden ve çevrede olup bitenlerden ibret alıp iman etmeli ve hayatını düzene sokmalıdır. Zamanı geçtikten sonra iman etmenin bir yararı olmayacaktır.
-İman etmemekte direnen ve fenalıktan vazgeçmeyenler için Allah’ın belirlediği günü beklemekten başka çare yoktur. Herkes takip ettiği yolun sonunu o gün görecektir.
————————————————–
1. Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 9; Darimî, Fedailü’l-Kur’an, 19.

Lokman Suresi Türkçe Arapça Orjinal

LOKMAN SURESİ

Adını, Allah’ın Lokman’a verdiği hikmetten söz eden 12. ayetten almıştır.

Sure 34 ayettir. Mekke döneminin ortalarında, Sâffât suresinden sonra inmiştir. 27, 28 ve 29. ayetlerin Medine’de nâzil olduğu rivayeti de vardır.

Mushaftaki resmi sıralamada 31., iniş tarihine göre ise 57. suredir.

Surenin nüzul sebebi olarak Alûsî, Kureyşlilerin Hz. Lokman ile ilgili soru sormalarını göstermiştir.

Surenin temel konuları:

Kur’an’ın temel nitelikleri (hidayet rehberi ve rahmet olması),

İyi kimselerin özellikleri ve kendilerine verilecek mükafatlar,

İnkarcıların tutumları,

Yüce Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren de­liller,

Yüce Allah’ın bazı sıfatları,

Şükür,

Ana babaya itaat,

Hz. Lokman’ın ahlâka ilişkin bazı öğütleri.

Surenin temel mesajları:

-Kur’an, hikmet dolu bir kitaptır.

-Kur’an, inananlar için bir hidayet rehberi ve rahmettir.

-Namaz kılmak, zekat vermek ve ahirete kesin olarak inanıp yararlı işler yapmak müminin özelliklerindendir. Bu özelliklere sahip olanlar doğru yol üzeredirler. Bu kimseler için nimet dolu cennetler hazırlanmıştır.

-Gerçek bilgiye sahip olmaksızın inkar eden ve insanları doğru yoldan çevirmeye çalışan hüsran içindedir.

-Gökleri, yeri ve her çeşit canlıyı yara­tan Allah’tır. Ondan başka yaratıcı yoktur. Evrende buna ilişkin pek çok delil vardır. Kişi, çevresini incelediğinde bunları görebilir.

-Şükretmek, müminin özelliğidir. İnsan, verdiği nimetler için Allah’a şükretmelidir. Allah’a şükreden, bunu kendi iyiliğine yapmış olur; nankörlük eden de, kendi aleyhine bir iş yapmış olur; çünkü Allah’ın hiç kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur.

-Allah’a ortak koşulmamalıdır; ona ortak koşmak büyük bir zulüm ve haksızlıktır.

-Kişi, anne ve babasına iyi davranmalıdır. Önce Allah’a, sonra onlara şükretmelidir. Ayrıca anne ve babaya itaat etmek de gerekir. Ancak, Allah’ın buyruklarına aykırı bir emirde bulunurlarsa, bu emre itaat edil­mez.

-Yüce Allah, yapılan en küçük iyiliklerin bile karşılığını verir. O, her şeyi çok iyi bilmektedir.

-Mümin, namazı kılmalı, iyiliği emredip kötü­lükten nehyetmeli ve bu yolda başına geleceklere sabretmelidir.

-İnsanlar küçümsenmemeli, kibirden uzak durulmalıdır. Allah, kendini beğenip övünenleri sevmez.

-İn­san, yürümesine ve konuşmasına da dik­kat etmeli, aşırılıktan kaçınmalıdır; yürü­yüşünde tabiî olduğu gibi, konuşurken de tabiî olmalı ve yüksek sesle konuşmamalıdır.

-İnsan, çevresine bakarak Allah’ın verdiği nimetleri daima hatırlamalı ve Allah’a karşı kulluk görevlerini yerine getirmelidir. Sadece başı sıkışınca Allah’ı hatırlamak, sıkıntısı geçince de onu unutmak nankörlüktür.

-Dine aykırı düşen batıl gelenek ve göreneklere asla itibar edilmemelidir.

-Kendini Allah’a teslim eden ve güzel davranışlarda bulunan kimse, sağlam bir yola girmiş demektir.

-Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır.

-Allah’ın ilmi sonsuzdur. Yeryüzünde bulunan ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, hatta bu denizlere daha pek çokları da ilave edilse ve Allah’ın kelimeleri yazılmak istense, yine de onun bilgisini yazmak mümkün olmaz.

-Allah’a göre, gelmiş geçmiş bütün insanların yaratıl­ması ve öldükten sonra diriltilmesi, bir tek insanın yaratılıp diriltilmesi gibidir. Her şeyi yaratan, yöneten ve kendisine boyun eğdi­ren odur.

-Gecenin ve gündüzün birbirini takip etmesinde; ayın ve güneşin hareketlerinde belli bir ölçü vardır.

-Kişi, Allah’tan korkmalı, herkesin kendin­den sorumlu olduğu kıyametten sakınmalı ve dünya hayatına aldanmamalıdır.

-Kıyametin ne zaman kopacağını Allah bilir. Zira her şeyi mahi­yeti ve tüm incelikleriyle bilen sadece Yüce Allah’tır. İnsan ise, ya­rın ne kazanacağını ve nerede öleceğini bilmez.

Fatiha Suresi Türkçe Arapça Orjinal

 

FATİHA SURESİ

FATİHA SURESİ

Bu sure, Müddesir suresinden sonra Mekke’de inmiştir. 7 ayetten oluşmaktadır. Tam olarak inen ilk suredir. Resmi sıralamada birinci, nüzul sırası itibarıyla beşinci sûredir. Kur’an’ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan manasına “Fâtiha” denilmiştir. Halk arasında yaygın olarak “El-Hamdülillah” suresi olarak da bilinir. Bu sureye “ana kitap” manasında “Ümmü’l-Kitâp”, “dinin esaslarını ihtiva eden” manasında “el-Esâs” isimleri verildiği gibi, ana hatlarıyla İslâm’ı anlattığı için “el-Vâfiye” ve “el-Seb’u'l-Mesânî”, birçok sırrı taşıdığı için “el-Kenz” gibi isimler de verilmiştir. Peygamberimiz “Fâtiha’yı okumayanın namazı olmaz” buyurmuştur. Bundan dolayı beş vakit namazın her rek’atında bu sûreyi okumak vâciptir. Namaz kılan her Müslüman, bu sureyi günde kırk kere okumaktadır.
Manası itibariyle Fâtiha, en büyük dua ve münâcâttır. Kur’an’ın ihtiva ettiği esaslar ana hatlarıyla Fâtiha’da vardır. Fâtiha’da, övgüye ve ibadete lâyık tek Allah’ın varlığı, O’nun hakimiyeti, kulluğun yalnız Allah’a yapılacağı, yardımın yalnızca Allah’tan geldiği, doğru yola varmanın da doğru yoldan sapmanın da Allah’ın iradesine dayandığı, hayrı ve şerri yaratanın Allah olduğu hususları ifade edilmiştir. Ayrıca bu surede Allah’ın “rabb”, “rahman” ve “rahim” gibi yüce sıfatlarından da bahsedilmektedir.
Rab; terbiye eden, besleyip büyüten, istediği şekle sokan, kullarına “yap, yapma!” diye tekliflerde bulunan, bazen sevindiren, bazen korkutan ve yavaş yavaş yetiştirip kemâle erdiren demektir.
Rahmân, bu surede Allâh’ın ikinci sıfatı olup pek merhametli, sonsuz ve umûmî rahmet sahibi demektir. Başka bir deyişle Rahmân; her varlığa yaradılışının gerektirdiği gayeye göre bir takım kabiliyetler veren, şahsının ve türünün yaşaması için gereken her şeyi hepsine birden -bunların isteyip istemediğine, çalışıp çalışmadığına, îmanlı veya îmansız olduğuna bakmayarak- vermiş olan ezelî, geniş, sonsuz rahmet sahibi demektir.
Rahîm; çok merhamet edici demektir. Bu da, Allah’ın üçüncü sıfatıdır. Allah’ın Rahîm sıfatını taşımasının anlamı şudur: Akıl ve iradeye, iyiyi kötüden seçme kudretine sahip olarak yaratmış olduğu insanlara Allah, rahman sıfatının gerektirdiğinden fazla olarak, çalışmalarının karşılığı artı nimetler verir. Allah’ın bu nimetlerine kavuşmak için her şeyden evvel, insanın iradesini kullanarak çalışması, Allah’ın gösterdiği yoldan yürümesi gerekir. Allah isterse onun bir amelini bin bir mükâfat ile de karşılar. Bu rahîm sıfatının gereğidir.
“Mâliki yevmi’d-dîn” (Din Günü’nün Sahibi), Yüce Allah’ın surede geçen diğer sıfatıdır. Bu sıfatı gereğince Allah, insanın yaptığı her iyi ve kötü işin karşılığını mutlaka ahirette verir.
Fâtiha’da Allâh’ın yüce sıfatları böylece belirtildikten sonra, bu sıfatlara sahip Allah’a karşı kulun tutum ve davranışlarının nasıl olması gerektiği ifade edilir. Kul, yalnızca bu yüce sıfatlara sahip Allah’a ibadet etmeli ve ona sığınmalı, ondan kendisini hidayete erdirmesini dilemelidir.

 

Nas Suresi Türkçe Arapça Orjinal

NÂS SURESİ

NÂS SURESİ
Sure adını, ilk ayetinde geçen ve “insanlar” anlamına gelen “nâs” kelimesin­den almıştır. İlk ayette geçen insanların rabbi ifadesinden dolayı bu ismi almıştır. Aynca “Kul eûzû bi rabbi’n-nâs” ve Felak süresiyle birlikte “Muavvizeteyn”, “Mukaşkışeteyn” adlarıyla da anılmaktadır.
6 ayetten oluşan sure, Medine’de inmiştir.
Mushaftaki sıralamada114., nüzul sırasına göre ise 21. suredir.

Bu surenin temel konuları şunlardır:
Surede, sinsice kötülüğe sürükleyen cinlerin ve İnsanların şerrinden Allah’a sığınılması öğütlenmektedir.

Surenin temel mesajları şunlardır:
- Nâs suresi, cin ve insan tarafından kişinin kalbine getirilebilecek şüphe ve vesveseden Allah’a sığınılmasını öğütlemektedir. Vesvese, insanın bir hususta şüphede kalması, aklın ve kalbin bir hususta kesin karar vermede tereddüt yaşamasıdır. Özellikle dini konular şüphe ve tereddüde izin vermezler. İnanmak ve amel etmek konularında müslümanların kesin inanç sahibi olmaları gerekmektedir. Bu nedenle dini konularda ortaya çıkacak olan vesvese, kişiyi inkâra bile götürebileceği için tehlikelidir. Diğer taraftan, vesvese ve şüphe dünyevi hayatta da söz konusu olabilir. Belirli ve hayati bir konuda kararsız davranmak, tam ve doğru sonuca ulaşamamak, bireyi başarısızlığa ve mutsuzluğa sevk edeceği için, vesveseden uzak durmak gerekmektedir. İhlâs suresiyle beraber, Felak ve Nâs surelerinin sürekli okunması, kişiyi harici tehdit ve tehlikelerden koruyacağı gibi, yine başkaları tarafından ilka edilecek olan şüphe ve vesveseyi de engelleyecektir. Bu sure bize göstermektedir ki, şüphe bilimsel değeri olmayan, insana arız olan ve tedavisi gereken bir durumdur.
- Peygamberimizin Felak ve Nâs surelerini sürekli olarak okuduğu, okuyarak üzerine üflediği, bazen de ellerine üfleyerek tüm vücudunu sıvazladığı nakledilmektedir. Yine peygamberimizin Felak ve Nâs surelerini torunu Hasan ve Hüseyin’e okuyup üflediği rivayetler arasında yer almaktadır.
- Bu sure bize göstermektedir ki, şüphe bilimsel değeri olmayan, insana arız olan ve tedavisi gereken bir durumdur.

Yasin Suresi Türkçe Arapça Orjinal

Yasin Suresi Türkçe Arapça Orjinal 1 /2

Yasin Suresi Türkçe Arapça Orjinal 2/2


 

İndirmek İçin Tıklayın !

(Sağ tuşa basıp farklı kaydet yapabilirsiniz)

 

YÂSÎN SURESİ

Sure ismini, iki harften ibaret olan ilk ayetten almıştır. Bu sureye “Kalbü’l-Kur’an” (Kur’an’ın kalbi), “el-Azı­me” (Büyük, yüce sure), “el-Muımme (dün­ya ve ahiret hayrını yaygınlaştıran), “el­-Müdâfi’a” (dünya ve ahiret sıkıntılarını, korku ve kötülükleri uzaklaştıran), “el-Ka­dıye” (istek ve ihtiyaçları yerine getiren) isimleri de verilmiştir.
“Yâ-sîn”, huruf-ı mu­katta’adandır. Bunların gerçek anlamını Al­lah bilir. An­cak “Yâsîn”in Arap dilinin Tayy kabilesi lehçesinde (“ya enis”in kısaltılmışı olarak) “ey insan!” anlamına geldiği ve bununla Hz. Peygamber’e hitap edilmiş olduğu ge­nellikle kabul edilir.1
Yâsîn suresi 83 ayettir. Mekke’de, Cin suresinden sonra inmiştir. 45. ayetinin Medine’de indiğine dair rivayet vardır.
Mushaftaki resmi sırası itibarıyla 36., iniş tarihine göre ise 41. suredir.
Yâsîn suresi Kur’ân’ın kalbi kabul edilmiş ve Müslümanlar arasında ayrı bir özellik kazanmıştır. Bu surenin faziletiyle ilgili birçok hadis nakledilmiştir. Bunların bazılarında Peygamberimiz (s.a.), Yâsîn okuyanın çok se­vap kazanacağını, mağfiret olunacağını, sabahleyin bu sureyi okuyana kolaylık verileceğini, gece okuyanın bağışlanmış olarak sabahlayacağını bildirmiştir. Başka bir hadislerinde de şöyle buyurmuştur: “Yâsîn, Kur’an’ın kalbidir. Sadece Allah’ı ve ahiret yur­dunu isteyerek onu okuyan kimseyi Allah mağ­firet eder. Ölmüşlerinize Yasin okuyunuz.”2
Bilginlerden bazıları da, bu tür hadisle­rin ışığında, herhangi bir zor iş için Yâsîn okunursa, Allah’ın o işi kolaylaştıracağını; ölünün başında okunursa, üzerine mağfiret ve rahmet ineceğini, ölmekte olan kimsenin ruhu­nun alınmasını kolaylaştıracağını söylemişlerdir. Fazileti hakkındaki bu hadislerden dolayı Yâsîn, hastalara, can çekişme halinde bulunanlara okunur.
Belirtmek gerekir ki, Kur’an veya herhangi bir suresinin faziletleri ile ilgili açıklamaları değerlendirirken, bu konudaki temel ilkenin göz önünde tutulması gerekir; bu ilke şu­dur: Kur’an okumaktaki asıl maksat, bir takım maddi sonuçlar beklemek veya ma­nevi tasarruflarda bulunmayı ummak değil, onu anlamak ve gereğini yapmaktır.3

Surenin temel konuları:
Bu surede, Peygamberimizin gerçek bir peygamber olduğu ve Kur’an’ın Yüce Allah tarafından indirildiği bildirilmekte, bu gerçekleri kabul etmeyen inkarcılar şid­detle kınanmaktadır. Peygamberimizi ve müminleri teselli etmek ve bir ibret olmak üzere, bir davet (imana çağrı) öyküsü de anlatılmaktadır. Ayrıca, Yüce Allah’ın kud­retine işaret etmek ve bunu delillendirmek amacıyla, göklerdeki ve yerdeki varlıklara ve olaylara dikkat çekilmekte, Cenab-ı Hakk’­ın yegâne ilah ve kâinatın hükümranı ol­duğu ve öldükten sonra dirilmenin kaçınıl­maz bir gerçekte olduğu belirtilmektedir.

Surenin temel mesajları:
-Hz. Muhammed, dosdoğru bir yol üzerinde bulunan ve insanları uyarmak üzere gönderilen gerçek Allah elçisidir.
-Kur’an, Allah tarafından indirilmiş ilahî bir kitaptır. O bir şiir değildir; dirileri, akıl sahiplerini uyar­mak üzere gönderilmiş apaçık bir kitaptır.
-Kur’an’a Allah korkusu taşıyan iyi niyetli kimseler uyar. Onlar için Allah’tan mağfiret ve mükâfat vardır. Çıkarlarına düşkün kibirli kim­seler ise inkâr ederler ve bu yüzden onlar azabı hak etmişlerdir.
-İnkarda inat edenlerin Allah basiretlerini bağlar. Bu kişilere uyarı fayda vermez.
-Allah, ölüleri diriltecek ve hesaplarını soracaktır. Allah iyi ve kötü bütün yapılanları tespit etmektedir.
-Geçmişte, kendilerine elçiler gönde­rilen fakat bunlara karşı çıkıp inkarda dire­nen ve bu yüzden korkunç bir çığlıkla he­lak edilen şehir halkı önemli bir ibret örneğidir.
-Allah, bir toplumu cezalan­dırmak isterse, gökten ordu indirmesine gerek yoktur. Bir çığlık, bir deprem, bir fe­laket, onların işini bitirmeye yeter. Bundan ders alınmalıdır.
-İnsanların, kupkuru topraktan nice bitki ve meyvelerin bitmesinden, yerden çıkan sulardan, çift çift yaratılan canlılardan, gece ve gündüzden, güneş ve aydan, suyun kaldırma gücüyle gemilerin denizlerde yüzmesinden ib­ret alıp Allah’a ve öldükten sonra dirilmeye inanmaları gerekir. Bunlardan ibret alıp inanmayanların davranışları akılsızcadır.
-Ay ve güneş için Allah tarafından bir yörünge tayin edilmiştir. Bu ikisi kendi yörüngelerinde döner durur.
-Allah, yarattıklarına rah­metle muamele etmektedir.
-İnkarcılar, inatçı ve cimri kimselerdir. Kendi hallerine bakmayıp, inananları şaş­kınlıkla suçlamakta ve başlarına gelecek azabın bir an önce gelmesini istemekte­dirler. Örnek verilen şehir halkı gibi, korkunç bir çığlık onların işini bitir­meye yeterlidir.
-Sura üflendikten sonra, herkes dirilip Yüce Allah’ın huzuruna getirilince, inkarcı­lar dünyada yaptıklarından ötürü büyük bir pişmanlık duyacaklardır. O gün ağızlar mühürlenecek ve vücudun di­ğer organları yaptıklarını bir bir anlatacak­tır. Müminler, nimet dolu cennetlere, inkarcılar ise cehenneme atılacak ve kimseye zerre kadar zulmedilmeyecektir.
-Allah dileseydi, inkarcıları daha dün­yada iken cezalandırırdı; onları insan kılı­ğından çıkarıp perişan ederdi.
-İnsanlar, ar­alarındaki yaşlı kimselere bakıp insanın nasıl geriye, çocukluk çağındaki konumuna doğru bir seyir takip ettiğini ince­lemeli ve bundan ders almalıdırlar.

1. Abdurrahman Çetin, “Yasin Suresi”, İslam’da İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, V/477.
2. Ebu Davud, Cenaiz, 24; ibn Mace, Cenaiz, 4.
3. Abdurrahman Çetin, “Yasin Suresi”, İslam’da İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, V/477.